top of page

"Sadece Evimizi Değil, Ruhumuzu da Ekran Kapladı: Telemisafirliği Nasıl Unuttuk?"

Yazarın fotoğrafı: Zeki Oğuzhan Yılmaz
Zeki Oğuzhan Yılmaz
20 Eyl
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 Eyl

Telemisafirliği Nasıl Unuttuk?"
1960’lar Türkiye’sinde “Telemisafirlik” Ruhu ,Telemisafirliği Nasıl Unuttuk?"


Mavi Işığın Etrafındaki Sandalyeler: 1960’lar Türkiye’sinde “Telemisafirlik” ve Dönüşen Ev Halimiz

Geçenlerde eski bir aile albümünü karıştırırken siyah-beyaz bir fotoğrafa denk geldim. Küçük bir salonda, neredeyse oda dolusu insan yan yana dizilmiş tahta sandalyelerde oturuyor. Kiminin kucağında çay bardağı, kiminin gözü salonun başköşesine kurulmuş, üzeri dantelle örtülü o devasa kutuda… Ahşap kapaklı, lambalı bir televizyon.

Fotoğrafın arkasına kurşun kalemle düşülen tarih: 1968.

Bugün ekranların cebimize kadar girmesini, ekran üzerinden yaptığımız görüntülü aramaları “telesafirlik” diye adlandırıyoruz ya; ben sizi biraz daha geriye, kelimenin asıl doğduğu, kavramın henüz adı konmamış ama ruhunun hayatın tam ortasında yaşadığı o günlere götürmek istiyorum.

Türkiye’de televizyonun ilk kez evlere girmeye başladığı 1960’ların sonu ve 1970’lerin başındaki o büyülü döneme… Birlikte "telemisafirlik" kültürünün perdelerini aralayalım.


Evin Mimarisi ve Mahremiyetin Yeniden Şekillenişi


Sosyolojik açıdan baktığımızda, televizyonun gelişiyle birlikte geleneksel Türk evinin iç mekan düzeni tamamen değişti.

  • Odak Noktasının Kayması: Eskiden evlerin kalbi, ortadaki soba veya sohbetin döndüğü geniş sedirlerdi. Televizyonun gelişiyle birlikte tüm mobilyalar, sandalyeler ve yer minderleri bu "mavi ışık saçan kutuya" doğru yönlendirildi.

  • Görgü Kurallarının Dönüşümü: Geleneksel misafirliğin temeli uzun sohbetler, hikâyeler ve yüz yüze bakarak yapılan paylaşımlardı. Telemisafirlikte ise sohbetin yerini "ortak bir seyir deneyimi" aldı. Program başladığında salonda derin bir sessizlik hâkim olur, çıt çıkarılmazdı. Sadece reklam aralarında veya yayın bittiğinde hızlıca sohbet edilirdi.

  • Masa Üstü Danteller ve Ritüeller: Televizyonun üzeri kullanılmadığı zamanlarda örtülen dantel örtüler, cihazın adeta bir "ev eşyası" olarak aileye kabul edilişinin ve kutsanışının simgesiydi. Yayın saati geldiğinde o örtü törensel bir edayla kaldırılırdı.


1968 Eski Resimlerin arkasındaki sırlar .tarihler
Aynı Odaya Sığan Mahalle: Mavi Işık Etrafında Kenetlenen 1960’lar Türkiye’si


Bir Ekranın Etrafında Kenetlenen Toplum


Telemisafirlik, sadece bir eğlence aracı paylaşımı değildi; aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin ve ortak hafızanın çimentosuydu.

Halk müziği programları, ajans haberleri, efsanevi diziler veya milli maçlar… Bütün mahalle aynı ekrana bakar, aynı anda heyecanlanır, aynı anda üzülürdü. O salonda sınıfsal veya kültürel farklılıklar ortadan kalkar, herkes ekrandaki hikâyenin ortak bir parçası haline gelirdi.

Pazar günleri izlenen kovboy filmleri, ciddiyetle takip edilen ajans haberleri ve sonrasında sabahlara kadar süren yorumlar… Telemisafirlik, modernleşme sancıları çeken bir toplumun yeniliği kendi geleneksel misafirperverlik potasında eritme biçimiydi.

Son Söz: Dünün Telemisafirliğinden Bugünün Ekranlarına

Bugün her odada ayrı bir ekranın olduğu, herkesin kendi dijital kozasında yaşadığı, kulaklıklarını takıp yalnızlaştığı bir çağdayız. Hatta artık "telesafirlik" dediğimizde, birbirimizin yüzüne ekranlar arkasından baktığımız görüntülü aramaları anlıyoruz.

Oysa 1960’ların telemisafirliği; teknolojinin insanları ayırmak yerine bir araya getirdiği, imkânsızlığın samimiyete dönüştüğü benzersiz bir dönemdi. Bir televizyonun etrafına dizilen o tahta sandalyeler, aslında birbirimizin sıcaklığına ne kadar ihtiyacımız olduğunun en güzel kanıtıydı.

Perdeleri kapattığımızda ekranda kalan yansımamıza bakalım: Biz gerçekten teknolojiyle yakınlaştık mı, yoksa aynı oda içinde bile uzaklaşan telemisafirler haline mi geldik?

Bir sonraki yazımda perdeleri yine bambaşka bir hikâyeye açmak üzere, sevgiyle kalın…



Zeki Oğuzhan Yılmaz

Perdeler Arasında


Biz gerçekten teknolojiyle yakınlaştık mı, yoksa aynı oda içinde bile uzaklaşan telemisafirler haline mi geldik?
Teknolojinin Unutturduğu Mahalle Sıcaklığı ve Birlikte Yaşama Sanatı
Yayın henüz başlamadı ama heyecan çoktan salonu sardı: 1960'ların o unutulmaz "karıncalı" ekranı.


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

MİSYONUMUZ

"Sanat ve Kültür Merkezimiz SAKARYA'ya Aittir" — Sakarya’da gençlerimizin ve engelli bireylerimizin edilgen zaman geçirmelerinin önüne geçerek; sanatsal yetenekleri profesyonel mecralara taşıyan entegre bir yaşam ve kültür merkezi oluşturmak.

Engelsiz Yaşam 

Dernek yönetimimiz bünyesindeki empati ve tecrübeyle; engelli bireylerimize %100 erişilebilir mimari, ücretsiz tiyatro, drama ve seslendirme atölyeleri sunarak toplumsal entegrasyonu sağlıyoruz.

Kurumsal 

Toyota A.Ş. yalın üretim, Kaizen ve İSG disiplini; tescilli İNSANİS Drama Metodu ve Terapötik Sürüş Eğitimi teknikleriyle bilimi ve sanatı buluşturuyoruz

HEDEFLERİMİZ

Sakarya’nın yetenekli gençlerinin ve sanatçılarının TV, film, seslendirme ve profesyonel prodüksiyon projelerine kontrollü ve liyakate dayalı yönlendirilmesi; kurumlar arası iş birliği ve proje danışmanlığı

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Threads
  • TikTok
  • Youtube
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • reel_drama_kultur_ve_sanat_dernegi_Sakarya_logo
bottom of page