top of page

Zamanın Ötesindeki Ortak Akıl ve Sahnede Yarım Kalan Soru: Ben Kimim?

Yazarın fotoğrafı: Oguzhan Yilmaz
Oguzhan Yilmaz
1 gün önce
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 saat önce

Antik Yunan filozofları, kolektif bilinç, zamanın ötesindeki ortak akıl ve modern insanın varoluş arayışını birleştiren felsefi tiyatro görseli. Zeki Oğuzhan Yılmaz'ın Ben Kimim başlıklı yazısını simgeleyen, geçmişten günümüze insan bilincini ve tiyatro sahnesindeki kadınların mücadelesini anlatan sanatsal kompozisyon.
Carl Jung'un kolektif bilinçdışı, antik felsefe ve tiyatroda kadın mücadelesi üzerinden insanın değişmeyen varoluş sorusu: Ben kimim?

Zamanın Ötesindeki Ortak Akıl: Ben Kimim? | Zeki Oğuzhan Yılmaz


Yazar: Zeki Oğuzhan Yılmaz


Tarih kitaplarını karıştırırken, adını hiç duymadığınız, kitaplarını tek bir satır dahi okumadığınız antik dönem filozoflarının, ozanların veya düşünürlerin yüzyıllar önce sorduğu soruların, birebir kendi zihninizde yankılandığını fark ettiğiniz o an, sarsıcı bir uyanış anıdır. 3000 yıl önce agoralarda yürüyen bir insanın, kriz anlarında gökyüzüne bakıp sorduğu sorularla, bugün modern dünyanın karmaşası içinde yankılanan sesiniz arasında görünmez ama kırılmaz bir akrabalık vardır.

Bu durum, insan aklının ve bilincinin sıradan bir biyolojik tesadüften çok daha derin bir kökene sahip olduğunu düşündürür. Acaba bu bir genetik bilgi aktarımı mıdır? Yoksa insanlık tarihi, zamanın ve mekânın ötesinde akan ortak bir hafıza havuzuna mı sahiptir?


Kolektif Bilinç ve Değişmeyen Dekor


Carl Jung’un "kolektif bilinçdışı" olarak tanımladığı kavram, tam da bu zihinsel sıçramanın karşılığıdır. Nasıl ki doğadaki canlılar hayatta kalma reflekslerini öğrenmeden doğuyorsa, insan zihni de acının, yalnızlığın, adaletsizliğin ve ölüm korkusunun ortak kodlarıyla dünyaya gelir. Biyolojik donanımımız milim oynamamıştır. 3000 yıl önceki insan evreni ne kadar merak ediyor ve korkuyorsa, bugün serin bir Sakarya akşamında pencereden dışarı bakan insan da aynı ürpertiyi hissetmektedir.

Buradaki en ürkütücü gerçek ise şudur: Aradan geçen binlerce yılda dekor değişmiş, insan değişmemiştir. Binalar yükselmiş, teknolojiler hızlanmış, diller çeşitlenmiştir; ancak insanın içindeki hırs, iktidar tutkusu, ötekileştirme arzusu ve "anlam arayışı" milim oynamamıştır. Antik çağdaki kölenin trajedisi neyse, bugünün sahnelerinde oynanan insanlık komedisi de odur. Sadece sahnede giyilen kostümler başkalaşmıştır.


Zamanın Çizgiselliği ve "Yarım Kalmış İşler"


İnsan ömrüne biçilen yetmiş yıllık o kısa parantez, bu devasa soruları çözmek için feci şekilde kısadır. Hayat, insan daha neye uğradığını anlayamadan, tam da en can alıcı soruların ortasındayken biter. Acaba bu düşünce aktarımları, geçmişte yarım kalmış o büyük insanlık davasının, o "dur deme" savaşının bugünkü zihinlerde tamamlanma çabası mıdır?

Bu sorunun peşine düşen biri için zaman, çizgisel bir nehir olmaktan çıkar. Geçmiş, bugün ve gelecek aynı anda var olan devasa bir bilinç okyanusudur. Aristo’nun, Spinoza’nın ya da adını hiç bilmediğimiz kadim bir düşünürün zihninden geçen o hakikat şimşeği, aradan bin yıllar geçse bile uygun frekansı yakalayan bir başka zihinde yeniden çakabilir. Çünkü hakikat esvapsızdır; zamansızdır ve bir kez evrene bırakıldığında silinmez.


Sahnede ve Zihinde "Dur!" Demek


İşte tiyatro sahnesi, tam da bu zamansız sorgulamanın, zihindeki bu bin yıllık yankının ete kemiğe büründüğü yerdir. Tiyatro tarihi boyunca sahnede var olma mücadelesi veren o "öteki" kadınlar (Siranuş’lar, Afife Jale’ler, adı bilinmeyen taşra kumpanyasının emektarları), sadece birer oyun oynamıyorlardı. Onlar; sisteme, zamana, erkin bin yıllardır kurduğu o ezber düzene karşı "Durdurun dünyayı, inecek var!" çığlığı attılar.

Evde kocanın, sokakta mahallenin, devlette polisin baskısına rağmen sahneye çıkmak; 70 yıllık ömrü "hiç kimsenin bam teline dokunmadan ama en keskin hakikatle" sarsarak yaşamanın ta kendisidir.


Sonuç: Delilik Değil, Uyanıklık Hali


Çıkarsız, hilafsız, hiçbir akademik unvanın ya da fildişi kulenin arkasına sığınmadan "Ben kimim, neden buradayım?" diye sormak delilik değil; aksine bu uykudaki çağın en büyük uyanıklık halidir.

Hayat, halledilemeden biten yarım kalmış bir senaryodur belki de. Ancak o senaryoyu sorgulamak, 3000 yıl öncesinin felsefe bayrağını bugüne taşımak ve insanı insan yapan o özü korumak; bu kısa ömrün en onurlu direnişidir. Sahne kapanmamıştır; o sorular sorulmaya, o felsefe bayrağı dalgalanmaya devam edecektir.


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

MİSYONUMUZ

"Sanat ve Kültür Merkezimiz SAKARYA'ya Aittir" — Sakarya’da gençlerimizin ve engelli bireylerimizin edilgen zaman geçirmelerinin önüne geçerek; sanatsal yetenekleri profesyonel mecralara taşıyan entegre bir yaşam ve kültür merkezi oluşturmak.

Engelsiz Yaşam 

Dernek yönetimimiz bünyesindeki empati ve tecrübeyle; engelli bireylerimize %100 erişilebilir mimari, ücretsiz tiyatro, drama ve seslendirme atölyeleri sunarak toplumsal entegrasyonu sağlıyoruz.

Kurumsal 

Toyota A.Ş. yalın üretim, Kaizen ve İSG disiplini; tescilli İNSANİS Drama Metodu ve Terapötik Sürüş Eğitimi teknikleriyle bilimi ve sanatı buluşturuyoruz

HEDEFLERİMİZ

Sakarya’nın yetenekli gençlerinin ve sanatçılarının TV, film, seslendirme ve profesyonel prodüksiyon projelerine kontrollü ve liyakate dayalı yönlendirilmesi; kurumlar arası iş birliği ve proje danışmanlığı

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Threads
  • TikTok
  • Youtube
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • reel_drama_kultur_ve_sanat_dernegi_Sakarya_logo
bottom of page