KEDİ SEÇME LÜKSÜNÜN SONU: TÜRKİYE'NİN "FARELER ÜLKESİ" KISIR DÖNGÜSÜ

Alice Mericourt’un kaleminden çıkan ve çocuk edebiyatının ötesinde derin bir siyasi alegori barındıran "Fareler Ülkesi", trajikomik ama bir o kadar da acı bir gerçeği yüzümüze çarpar. Bu hayali ülkede fareler, her beş yılda bir sandık başına gider ve kendilerini yönetmek üzere "büyük, şişman ve siyah kedileri" seçerler. Kediler iktidara gelince ilk iş olarak kendi konforlarına uygun kanunlar çıkarırlar: "Fare delikleri kedinin patisini sokabileceği büyüklükte olmalıdır" ya da "Fareler çok hızlı koşmamalıdır ki kedi kahvaltısını yorulmadan yapabilsin."
Zamanla bu durum farelerin canına tak eder. Siyah kedilerden bıkıp bu kez "beyaz kedileri" seçerler; yetmez, gri, benekli veya koalisyon kedilerini denerler. Ancak sonuç hiç değişmez; çünkü sorun kedilerin renginde değil, sistemin bizzat kendisindedir.
Peki, bu masal bugünün Türkiye gündemine uyarlandığında karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?
Türkiye’nin siyaset sahnesi de uzun yıllardır tıpkı Fareler Ülkesi’nin güncellenmiş bir versiyonu gibi işliyor. Yıllardır bu ülkenin vatandaşları; adeta siyah ve beyaz kediler arasında sıkıştırılmış birer "fare" rolüne mahkûm ediliyor. Bir tarafın getirdiği düzen diğerine zulüm olurken, iktidar koltuğuna oturanlar ilk iş olarak kendi yandaşlarının deliklerini büyütüyor, halkın ise hızlı koşmasını (hak aramasını, ses çıkarmasını, ekonomik krizde nefes almasını) yasaklayan "ekonomik ve hukuki kanunlar" çıkarıyor.
Bugün Türkiye'nin gündemini meşgul eden derin yoksulluk, adaletsizlik, liyakatsizlik ve kontrolsüz zamlar; masaldaki kedilerin fareler için hazırladığı kahvaltı menüsünden farksızdır. İktidar değiştiğinde ya da değişim ihtimali belirdiğinde toplumun önüne yine aynı kısır döngü sunuluyor: “Ya siyahı seçeceksiniz ya beyazı, başka alternatifiniz yok.”
Seçim sandıkları birer demokratik erozyon alanına dönüştürülmüş durumda. Halk, her beş yılda bir (veya erken seçim çarklarında) kendi celladını seçmekle, renkleri farklı ama tabiatları aynı olan "yırtıcılar" arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Siyah kedi gider, beyaz kedi gelir; fakat fatura yine dar gelirliye, esnafa, üreten ama sömürülen milyonlara kesilir. Muhalefet ve iktidar blokları, koltuk kapma yarışında halkın dertlerini unuturken, asıl mağdurlar yani "ülkenin asıl sahipleri" olan dar gelirli kitleler duvara toslamaya devam ediyor.
Ancak masalın sonunda çok kritik bir eşik vardır: Günün birinde küçük bir farenin aklına basit ama devrimci bir fikir gelir: "Neden liderimiz olarak kendi içimizden birini, bir farenin seçmiyoruz?"
Türkiye’nin de bugün tam olarak bu uyanışa ihtiyacı var. Siyah ya da beyaz kedilerin renk tartışmalarına, iktidar kavgalarına ve "kurtarıcı" kisvesi altında ortalıkta gezen tüccar siyasetine boyun eğmek zorunda değiliz. Çözüm; kedi rengini değiştirmekte değil, farelerin kendi kaderini kendi ellerine almasında, yani liyakatin, halkın gerçek temsilinin ve öz iradenin sandığa yansımasındadır.
Kedilerin çıkardığı kanunlarla yönetilmek kaderimiz olamaz. Ne zaman ki bu ülke insanı "renklere" değil kendi öz gücüne inanır, işte o zaman Fareler Ülkesi gerçekten farelerin ülkesi olur.
Yazan: Zeki Oğuzhan Yılmaz



Yorumlar